google7bf2ff2d71c9b1a4.html google-site-verification: google7bf2ff2d71c9b1a4.html google7bf2ff2d71c9b1a4.html google-site-verification: google7bf2ff2d71c9b1a4.html google-site-verification: google7bf2ff2d71c9b1a4.html
top of page

8 Mart...

Kadın cinayetleri, yalnızca bireysel birer suç değil; biyopsikososyal bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gereken karmaşık bir halk sağlığı sorunudur. Psikiyatrik perspektif, bu eylemleri sadece "hastalık" çerçevesine hapsetmez; aynı zamanda failin ruhsal yapısı, toplumsal dinamikler ve mağdurun yaşadığı kronik travma arasındaki etkileşimi inceler.

Bu konuya dair temel psikiyatrik yaklaşımları şu başlıklar altında toplayabiliriz: Cinayet faillerinin hepsinde tanısal bir ruhsal hastalık bulunmasa da, belirli kişilik bozuklukları ve davranış örüntüleri risk faktörü olarak öne çıkar: Örneğin antisosyal ve narsistik kişilik bozuklukları olan kişilerde  empati yoksunluğu, hak görme duygusu ve dürtü kontrol bozukluğu sık görülür. Fail, kadını bağımsız bir bireyden ziyade kontrol etmesi gereken bir "nesne" olarak algılar. Öte yandan patolojik kıskançlık kişinin, eşinin sadakatsiz olduğuna dair sanrısal düzeyde bir inanç geliştirmesidir. Bu durum, yoğun bir saldırganlık tetikleyicisine dönüşebilir. Madde ve alkol kullanımı muhakeme yeteneğini bozarak şiddet eğilimini ve dürtüselliği artırabilir.


Psikiyatri, bireyin içinde yetiştiği kültürel iklimden bağımsız düşünülemez. Erkeğin "güç ve kontrol sahibi" olması gerektiğine dair toplumsal baskı, bu gücün sarsıldığı durumlarda (ayrılık, boşanma talebi, kadının ekonomik özgürlüğü) narsistik bir yaralanmaya yol açar. Ayrıca çocukluk döneminde aile içi şiddete tanık olan veya maruz kalan bireylerde, şiddet bir "sorun çözme yöntemi" olarak içselleştirilebilir.


Kadın cinayetlerinin çoğu bir anda değil, tırmanan bir şiddet sarmalı sonucunda gerçekleşir. Sürekli şiddet ve baskı altındaki kadın, kurtulma çabalarının sonuçsuz kaldığını gördüğünde bir pasifleşme ve umutsuzluk sürecine girer. Şiddet döngüsü içindeki "balayı evreleri" (failin özür dilemesi, sevgi gösterisi), mağdurun faille sağlıksız bir bağ kurmasına ve tehlikeyi minimize etmesine neden olabilir.


Psikiyatrik bakış açısıyla önlenebilirlik kritik bir noktadır. Failin geçmişteki şiddet öyküsü., ayrılık veya boşanma aşamasındaki tehditlerin artması, failin ateşli silahlara erişiminin olması., kadının sosyal izolasyona zorlanması gibi belirtiler genellikle bir cinayetin ayak sesleridir:


Kadın cinayetlerini sadece "cinnet" veya "aşk" gibi kavramlarla açıklamak, faili sorumluluktan azat eden ve sorunu basitleştiren bir yaklaşımdır. Çözüm; klinik müdahalelerin ötesinde, fail ve mağdur rollerini besleyen toplumsal yapının kökten dönüştürülmesini on yıllara yayılan stratejik ve sistematik bir devlet politikası haline getirmekle mümkündür. Aile içinde ebeveynler, örgün eğitimde öğretmenlerden başlayarak bu bu fail ve mağdur konumlarını pekiştiren toplumsal yapının/baskının kökten değiştirilmesine yönelik çalışmalar esastır. Kız ve erkek çocukları cinsiyet temelli şiddete karşı donanımlı kılınmalıdır. Bu bağlamda öncelikle ev içindeki hiyerarşik şiddet dilinin, çatışma çözme yöntemlerinin ve toplumsal rollerin dönüşümüyle; örgün eğitimde okul öncesinden başlayarak müfredatın insan hakları temelinde, eleştirel düşünceyi destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılmasıyla; medyanın haber dilinin dönüştürülmesi; sosyal medyadaki nefret söylemi ve şiddeti meşrulaştıran içeriklere karşı dijital okuryazarlık ve denetim mekanizmaları devreye sokulmasıyla yürütülecek bir süreç mutlaka hukuki caydırıcılıkla desteklenmelidir. Cezasızlık algısını yok edecek, yargı süreçlerinde yaşam hakkını temel alan ve şiddeti "tahrik" veya "iyi hal" gibi gerekçelerle hafifletmeyen, tavizsiz bir yargı pratiği caydırıcı hukuk politikalarının tavizsiz ve sistematik uygulanmasıyla mümkündür.


Adli psikiyatri, bu tür suçların arka planını anlamak ve gelecekteki benzer olayları önlemek için bilimsel yöntemler ve risk değerlendirme araçları kullanır. Şiddetin sadece "bir anlık" bir öfke patlaması olduğu yanılgısı oldukça yaygındır. Ancak klinik gözlemler, şiddetin genellikle tekrarlayan bir döngüden beslendiğini gösterir: Failin üzerindeki stresin arttığı ve mağdurun bunu yatıştırmaya çalıştığı gerginlik birikimi evresini, patlama evresi izler ve kişi kontrolün tamamen yitirir; cinayetin gerçekleştirir ya da ağır fiziksel şiddetin uygular. Mağdur patlama evresini takiben yaşıyorsa balayı evresi denilen failin özür dilediği, mağdurun affetmeye zorlandığı veya manipüle edildiği, döngünün sürekliliğini sağlayan tehlikeli evreye geçilir.


Adli psikiyatride "risk değerlendirmesi", bireyin şiddet uygulama ihtimalini belirlemek için kullanılan yapılandırılmış bir süreçtir. Bu süreç, sadece "hastalık" odaklı değil, dinamik faktörlere de odaklanır: Failin geçmişi, daha önceki suç kayıtları ve çocukluk dönemi travmalarıdır. Bunlar değiştirilemez ancak risk profilini oluşturur. Failin şu anki ruh hali, madde kullanımı, boşanma/ayrılık gibi tetikleyici olaylar ve sosyal destek sistemlerinin varlığıdır. Modern adli psikiyatri, müdahaleyi işte bu değiştirilebilir dinamik faktörler üzerine yoğunlaştırır.


Adli psikiyatri, bu olayların değerlendirilmesinde şu mitleri yıkar: "Cinnet" veya "Anlık Çıldırma" değildir: Cinayetler genellikle uzun bir planlama veya birikim sürecinin sonucudur. Akıl Hastalarına Özgü Değildir: Bir kişinin "psikiyatrik bir tanıya" sahip olması, onun cinayet işlemesinin ana sebebi değildir. Çoğu fail, yasal olarak "cezai ehliyeti tam" bireylerdir.


Hukukta "haksız tahrik", failin anlık bir öfkeyle hareket etmesi durumunda uygulanır. Ancak adli psikiyatri, "anlık cinnet" kavramını neredeyse hiç kabul etmez. Şiddet, yukarıda konuştuğumuz gibi tırmanan bir süreçtir. Dolayısıyla, cinayet anındaki öfke, sadece o anın ürünü değil, uzun süreli bir kontrol kaybı ve şiddet birikimidir.


Mahkemedeki sakin tavırlar veya pişmanlık ifadeleri, bazen failin antisosyal veya narsistik kişilik özelliklerinin bir parçası olan manipülasyon yeteneği olabilir. Uzman olmayan bir gözlemci bunu "içten gelen bir pişmanlık" olarak görürken, deneyimli bir adli psikiyatrist bunun failin kontrolcü kişiliğinin bir devamı olduğunu fark edebilir.


Adli psikiyatri ile hukuk arasındaki entegrasyonun güçlenmesi için; yargı mekanizmalarının "hukuki yorum" yaparken, adli psikiyatristlerin sunduğu uzun vadeli risk profili verilerini daha belirleyici bir kriter olarak kabul etmeleri gerekir. Yani, failin o anki "kibar duruşu" değil, geçmişten gelen "şiddet örüntüsü" karar sürecine temel olmalıdır. Bu ayrımı netleştirmek, "iyi hal" indirimlerinin toplum vicdanında yarattığı adaletsizlik algısını bilimsel bir çerçeveye oturtmak için hayati bir adımdır.






 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Hayvana Şiddet

Hayvana şiddet konusu, psikoloji ve psikiyatri dünyasında oldukça kritik, düşündürücü ve üzerinde yoğun araştırmalar yapılan bir alandır. Yetişkinlik dönemindeki şiddet eğilimi ve antisosyal kişilik b

 
 
 
Yaş arttıkça artan uyku sorunları

Yaşlılıkta uykunun yapısı gençlik yıllarına göre önemli ölçüde değişir. Birçok kişi bu değişimleri "hastalık" sanıp endişelense de, aslında bunların birçoğu yaşlanmanın normal ve doğal sonuçlarıdır.

 
 
 

1 Yorum


🧠😊

Beğen

© 2035 by DR. Elise Jones Powered and secured by Wix

bottom of page
google7bf2ff2d71c9b1a4.html